11 Aralık 2018 Salı 05:00
4° Parçalı Bulutlu (YUMUŞAK HAVA)
Aşk Badesini İçen Narmanlı Aşık Sümmani BabaErzurum'un Yüzleri

Aşk Badesini İçen Narmanlı Aşık Sümmani Baba

5 Şubat 2018 22:09

Sümmani, 1861 yılında Erzurum ili, Narman ilçesi Samikale köyünde doğmuştur. Sümmani’nin gerçek adı Hüseyin’dir.

Kasımoğullarından Hasan’ın en büyük çocuğudur. Annesinin adı ise Nazife’dir.

Hüseyin’in Sosan ve Peruze (Firuze) isimli erkek ve kız kardeşi vardır. İkisi de Sümmani’den sonra vefat etmişlerdir.

Sümmani’nin babası Hasan Ağa, köyün âlim olarak bildiği bir zattı. Oğlunu da dinî ve ahlaki yönden eğitmesine rağmen Sümmani, sebebi nedendir bilinmez okuma yazma öğrenemedi.

Sümmani, Melek, Sabiha, Feride adlarında üç hanımla evlenmiştir. Bunlardan ikisi kız, beşi erkek olmak üzere yedi çocuğu olmuştur. İki oğlu kendisi hayatta iken ölmüştür. Bunlar Ali ve Şahabettin’dir. Diğer çocuklarının adı, Şevki, Fahri, Zabit, Yosma ve Müftele’dir.

Günümüzde Sümmani’nin geleneğini sürdüren Hüseyin Sümmanioğlu, Şevki’nin; Nusret Toruni ise Fahri’nin oğludur.

Sümmani Kelimesi

“Sümmani’ kelimesi muhtemelen (s- m-m) kökünün sıfat-ı müşebbehesi olan ve sağır, sert, sağlam, dayanıklı, iri kaya anlamına gelen ‘esamm’ kelimesinin çoğulu ‘sümman’ın sonuna nisbet ‘y’si eklenerek ‘Sümmani’ şekline dönüşmüştür. Kelimenin ‘sağlam, dayanıklı’ gibi manaları dikkate alınarak Sümmani mahlasının yaşadığı sürece çektiği sıkıntıları, tahammül edilmez acıları çağrıştıran bir anlamda kullanmış olabileceği söylenebilir. Bunu Sümmani de şöyle ifade eder:

“Benim bu mahlasım Sümman biçare

Açıldı sinemde bin türlü yâre

Ervah-ı ezelde bu bahtım kara

Dertlilere bu sözlerim tam geldi. ”

Aşk Badesini İçen Sümmani

Sümmani dokuz yaşlarında köyün sürüsünü otlatırken Ablak Taşı denilen yerde uyuyakalır. Rüyasında üç derviş görür. Bu üç derviş önce Gülperi adlı kızın isminin ilk harflerini Sümmani’ye okutur, sonra da kızı gösterirler. Kendisine ‘Sümmani’ mahlasını vererek sevdiği Gülperi’yi ömrü boyunca aramasını söylerler.

Sümmani, bade içtikten sonra 12 yaşlarında babası onu Erzurum’a getirir. Erbabi ile bu seyahatinde tanışır. Saz çalmasını Erbabi’den öğrenir. Sümmani doğu illerini, Orta

Asya’nın büyük bir bölümünü gezer, ömrünün son günlerini köyünde geçirir.

5 Şubat 1915 yılında ölen Sümmani’nin mezan doğduğu köy olan Samikale’dedir. Sümmani ölüm döşeğinde söylediği son şiirinde kendi ölüm tarihini şöyle verir:

“Sümman vadeleşti yâren işinde

Ölüm kâr u bandır ecel peşinde

Mahı Şubat Pazar günü beşinde

Ahiri mühletim bitti elverir”

Sümmani’nin mezar taşı 1934 yılında Narman nahiye müdürü Faik Bey tarafından yaptırılmıştır. Bu yıllarda Narman’a nahiye müdürü olarak atanan Faik Bey’den Narmanlılar, Sümmani’nin mezarını yaptırmasını isterler. Fakat Faik Bey, âşıklığa fazla önem vermediği için kabul etmez. Bir gece rüyasında Sümmani’yi görür ve bu rüya üzerine mezarını yaptırmaya karar verir.

Narmanlı Hasan isminde birini görevlendirir. Hasan, Oltulu taş ustası Emrah Çavuş’a mezar taşını yaptırır ve mezar taşındaki yazıyı da o yazar. Mezar taşında şunlar yazılıdır:

“Ledünni ilminin bahrine mutabık

Hem zahiri hem batini ilmine layık

Bu binayı inşa eden bende-i Faik

Bu makberde olan Sümmani âşık”

Kitabede Sümmani’nin doğum ve ölüm tarihleri yazılmamıştır. Sümmani’nin torunu Hüseyin Sümmanioğlu, kitabede Sümmani’ye ait bir beytin dahi olmaması dolayısıyla 2008 yılında yeni bir kitabe yazdırarak bu yazının üzerine monte ettirmiştir.

Aşıklarla Karşılaşmalar

Kaynaklardaki bilgilere göre Sümmani 16 âşıkla ayrı ayrı karşılaşma yapmıştır. Bu karşılaşmalardan (atışma) en önemlisi şüphesiz ki Âşık Şenlik ile yapmış olduğu karşılaşmadır. Âşık Şenlik dışında Erbabi, Mahiri, Celali, Sezai, Huzuri, Ümmani, Zuhuri, Nihani Karari, İkrari, Kenzi, Kelami gibi âşıklarla da karşılaşmıştır.

Sümmani’nin torunu Nusret Toruni, Sümmani’nin Şenlik ve İzani ile birlikte üçlü bir karşılaşmada yer aldığını bildirmektedir.

19. yüzyılın usta halk şairi Sümmani, önemli çıraklar yetiştirmemesine rağmen, bugün onun izinden yürüyen, üslubunu devam ettiren sayısız âşık vardır. Erzurum, Kars, Artvin, Gümüşhane, Bayburt, Erzincan yöresinde yaşayan âşıklarda onun tesirleri görülür.

Sümmani'nin Edebî Kişiliği

Sümmani’nin koşmalarının -hatta diğer tüm şiirlerinin- büyük çoğunluğunu nasihat ve öğüt veren şiirleri oluşturur.

Halk arasında fazla ilgi görmesinin sebebi de budur. Bu bakımdan Sümmani tam bir filozoftur. Ziya Paşa’nın darb-ı mesel hâline geçen mısraları gibi, onun da halk arasında bu kıymeti muhafaza eden pek çok koşmaları vardır. 

Sümmani Baba

Aşık Sümmani'ye de gerek yaşamında gerekse şiirlerinde sergilediği bu babacan tavırlarıyla halk tarafından ‘Baba’ sıfatı yakıştırılmıştır. Sümmani, nasihat veren şiirleri, öğütleri, uyanları ve telkinleri halkı doğruluktan saptırmamaya, gücü yettiği kadar onlara rehber olmaya çalışmıştır. 'Baba' sıfatı halkın Sümmani'ye göstermiş olduğu güven, inanç ve teveccühün bir tezahürüdür. Sümmani bir şiirinde:

“Adımız söylenir Sümmani Baba. Bu ad bana bühtan olur korkarım”

derken, taşımış olduğu bu sorumluluğun bilincinde olduğunu açıkça ifade etmektedir. Öyleki halkın kendisine olan güvenini ve inancını boşa çıkarmama endişesi Sümmani’yi büsbütün düşündürmektedir. Sümmani, nasihatlerin yanında zaman zaman gördüğü çarpıklıkları da dile getirerek sosyal eleştiri de yapar:

Sümmani gedanın sözleri haktır

Kalbi fasıkların çilesi çoktur

Cehennem hanenin ateşi yoktur

Asi kul ateşi bile getirir

Toplumsal Olaylara Karşı Durum Değerlendirmesi

Sümmani’nin şiirleri bu açıdan incelendiği zaman onun toplumsal olaylara ve durumlara karşı doğrudan bir durum değerlendirmesi yaptığı görülmektedir. Sümmani, toplumdaki çarpıklıklar ve aksaklıkları ilk önce olduğu gibi ortaya koyup, sonra bu durumun düzeltilmesi için gerekli olan ahlaki ve insani müeyyideleri kurtuluş reçetesi olarak sıralar. Tabii bu duruma düşmemenin formüllerini de açıkça belirtir.

Sümmani’de Tasavvufi Motiflerin Çokça İşlendiğini Görmek Mümkündür

Bir yerde tasavvuf birçok âşıkta olduğu gibi Sümmani’nin şiirlerine de şekil kazandıran, onlara derinlik katan renk tonu gibidir. Onda Allah’a tabiiyet, peygamber ve sahabeye bağlılık, ehl-i beyte saygı, evliyaya olan hürmetin yanında, dinî motifleri, halkın içine düştüğü ahlaki çöküntüden duyduğu üzüntünün serzenişleri, bununla da kalmayıp halkı doğruya, güzele iletmek isteyen haykırışları da görülür. Dinî ve tasavvufi terminolojiye ait birçok terim kullanmasının yanında kimi zaman ayet ve hadislerden alıntı yapacak kadar da dine vukufu vardır (lem yezel, nahnü, ev edna, kabe kavseyn, La feta illa Ali la seyfe illa Zülfikar vb.).

Ayrıca şair Hz. Muhammed, çar-yar-ı güzin (dört halife), Hz. Hasan ve Hüseyin’e, bazı din büyüklerine büyük hayranlık duyar. Şiirlerinde din sevgisi, tasavvuf öğretisi, peygamber kıssaları, evliya menkıbeleri, İslam’ın emir ve yasaklarına uymanın gerekliliği gibi konulan da işler. Aşık Sümmani’nin ümmi olması göz önünde bulundurulacak olursa bu kadar bilgiye okuyarak ulaştığı düşünülemez. O, badeli âşık olduğuna göre kendisine verilen ilim Allah vergisidir ve hayat tecrübesinden ibarettir:

“Dertsiz iken dert ehlinden dert aldım Aşkın ocağına göz baka baka

On birinde ben Ustamdan vird aldım Gûş verdim kâmile söz baka baka”

Şiirlerinden anlaşıldığına göre Sümmani’nin tasavvufi neşeyi aldığı asıl şahsiyet Sanamerli Hacı Ahmet Baha’dır. Sümmani bu zattan ders almış ve dervişler halkasına katılmıştır. Sümmani’deki tasavvuf! neşeye kaynaklık eden ikinci önemli şahsiyet ise Narmanlı Ethem Baha’dır. Sümmani’nin yakın dostluk kurduğu Ethem Baha’nın yanına sık sık gittiği, onun sohbetlerine ve zikirlerine katıldığı bilinmektedir.

Sümmani, Her Şeyden Önce Bir Aşıktır.

O, sevgilisi Gülperi’yi bulmak arzusuyla diyar diyar dolaşmış maddi, manevi her türlü acıyı yüreğinde hissetmiştir. Sevgilisine kavuşamamasının verdiği sıkıntı ve acıyı sürekli dile getiren Sümmani’de aşk ve hasret temaları doruğa çıkmıştır. Bu tür koşmalarını iki ana bölüme ayırmak mümkündür.

Sevda şiirleri          

Sümmani’nin şiirlerinde sevgiliye kavuşamamanın verdiği elemin işlendiği bu tür koşmaları onun en kaliteli şiirleridir. Bu tür koşmalarda aşkı şöyle tarif ediyor:

“Merhem kabul etmez aşkın dikeni Ten içinde cana bata göresin Damlasa dimağa bir katre nemi Dalgasın ummana kata göresin ”

Sümmani’nin şiirlerinde sevgiliye ve sevgilisine kavuşmasına karşı olanlara hep sitem ve şikâyet vardır:

“Bulmadık şad zülfün iradesini Çekerim bu gamın ziyadesini Herkes dosta verdi ifadesini Bizimkini ruzigâra yazdılar”

Hasret şiirleri

Sümmani sevgilisi Gülperi’yi bulmak için gurbete çıkmış ve gurbette sıla hasretini dile getiren şiirler söylemiştir. Gurbete çıkarken söylediği şu dörtlük çok anlamlıdır:

“Dinmez ne hikmettir gözümün yaşı Yanar yanar sızlar ciğerimin başı Elveda sılanın toprağı taşıl Yine Sümmani ’ye gurbet göründü ”

Âşık Sümmani konu bakımından kimi divan edebiyatı nazım türlerini şiirinde kullanmış, en azından bunlardan etkilenmiş olsa da daha çok tasavvufı halk şiiri ekolü içinde değerlendirmiş, bunun yanında birçok ortak konuyu da işlemiştir. Allah’ın varlığı, birliği gibi konuları işleyen tevhit, Hz. Muhammed, Dört Halife, Hasan- Hüseyin sevgilerini işleyen naat, Hz. Hüseyin’in şehit edilmesiyle ilgili mersiye, din büyüklerini öven medhiye türü şiirleri vardır. Gazel tarzında yazdığı şiirlerde genelde öğüt verici ve hikemi üslubu kendini gösterir. Sosyal ve kişisel eleştiriye de şiirlerinde yer veren şair hicviye veya taşlama türünde şiirler de söylemiştir. Ayrıca Sümmani’nin divan şiirindeki gibi lügaz ve muamma türünde de şiirleri vardır.

Sümmani’nin, şiirlerinde kullandığı yabancı kelimeler çoğunlukla Farsça’dır ve divan şiirinde bolca gördüğümüz terkiplerdir: Tiğ-ı müjgân, ab-ı kevser, çeşme-i giryan, bad-ı saba,ehl-i hüner, Dar-ı İslam, halife-i ruy-ı zemin, var-ı dünya, ilm-i Kur’an, şeri’at-ı garra, mah-ı Muharrem, deşt-i Kerbela, ehl-i hace, gül-i rana, nutk-ı nasihat, eş’ar-ı aşk, çar-ı yar, yar-ı gar vb. Şair, deyim ve atasözlerini ustaca kullanır. Yöresel ağız ve konuşma dilinde kullanılan kelimelere de rastlamak mümkündür.

Halk Hikayeciliği

Halk hikâyeciliği geleneği Sümmani ile en parlak devrini yaşamış, ondan sonra gelenler sürekli olarak Sümmani çığırı denilebilecek tarzın takipçisi olmuşlardır. Sümmani sağlığında birçok hikâyeyi tasnif ederek anlattığı gibi ölümünden sonra da kendi hayatı diğer âşıklar tarafından hikâyeleştirilerek anlatılmıştır.

Sümmani’nin hayatını hikâyeleştirerek anlatan âşıklar şunlardır: Şenlik, Nusret Toruni, Hüseyin Sümmanioğlu, Dursun Cevlani. Sümmani’nin sağlığında tasnif edip anlattığı hikâyeler ise şunlardır: Kerem ile Aslı, Latif Şah, Sevdakâr Şah, Tufarganlı Abbas, Elmas ile Kahraman ve Mahirî hikâyeleridir.

Sümmani Ağzı

Sümmani’nin kendisine göre bir tarzı vardır. Sümmani adı aynı zamanda bir ezgi, bir makam olmuştur. Nitekim ezgilerine göre söylenen koşmalardan birisi Sümmani Koşması ya da Sümmani Ağzı’ adını taşır.

Sümmani ağzı deyişlerinin süresi hızlı, oldukça ritmiktir. Karar perdesi < La > dır. 5/8’lik usulde söylenmektedir. (2+3 ) donanımına (Si) için ( b) konur. (Re) güçlüdür. Ezginin icrasında, her dörtlüğün başında "Amman ey” ya da Âşık Veysel’in söyleyişindeki gibi “Ah” bulunur. Bu "Amman ey” usullü olduğu gibi, serbest şekilde de olabilir. Usullü söylendiğinde iki ölçülük 5 zaman süresi içinde (2+3)+(2+3) “Amman ey” icra edilir.

Sümmani geleneği, geçmişte olduğu gibi, günümüzde de birçok halk şairinin sazında, sesinde terennüm edilmektedir.

Emrah’ın “El çek tabip el çek yaram üstünden Âşık Veysel’in “Bir küçük dünyam var içimde Ruhsati’nin “Daldalanma yar mevlayı seversen” Sümmani’nin “Ben razı değilem hicrana gama” mısraları ile başlayan koşmalar, Sümmani ağzı ile okunmuştur.

Sümmani’in torunları Hüseyin Sümmanoğlu ve Nusret Toruni, Bardız’lı Âşık Nihani, Mevlüt İhsani, Erol Ergani, Fuat Çerkezoğlu, İhsan Yavuzer vs. bu geleneği sürdüren âşıklardandır. Sümmani’in birçok şiiri, hem Sümmani ağzı makamında hem de değişik makamlarda bestelenerek TRT repertuvanna girmiş, bazılan da değişik sanatçılar tarafından okunmaktadır.

Bu türkülerden en meşhurları: “Ervah-ı ezelde”, “Ela Gözlerine Kurban Olduğum”, “Ben Razı Değilem Hicrana Gama”, “Deli Gönül ile Düştük Bir Cenge”, “Usandım”, “İhsan Ederler” vs...

Kaynak: Atatürk Üniversitesi Yayınları, Erzurum'un Yüzleri, Sümmani, Yrd.Doç.Dr.Abdulkadir Erkal

İlk Mevlid-i Şerif'i Yazanlardan Hak Aşığının Erzurumlu Olduğunu Biliyor Musunuz?
Kasideciliği ve Hicivleriyle Tanınan Şair Nefi

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.