Erzurumlu Hacı Haşıl Efendi

Tatlıyı Tuzluya Karıştırarak Yiyen Hacı Haşıl 'Haşiizade Ali' Efendi Kimdir?

Erzurumlu Hacı Haşıl Efendi

Tatlıyı Tuzluya Karıştırarak Yiyen Hacı Haşıl 'Haşiizade Ali' Efendi!
 

Daha çocuk denecek yaşlarda Hacı Haşıl Efendi ismini çok duyar, Haşıl'ın bildiğimiz kelime manasında bir insan ismi olarak nasıl kullanıldığını, büyüklerimize sorarak anlamaya çalışırdım.


Haşıl bildiğimiz, bol yağla yapılan bir buğday yemeğiydi. Peki, evliya olarak takdim edilen bir zat, niçin böyle anılıyordu?Yıllar sonra Hacı Haşıl olarak anılan büyük mutasavvıfın Haşii Zade Ali Efendi olduğunu öğrendim.

Hâşi, Huşû'dan geliyor. Arapça olan bu kelime; alçak gönüllülük gösteren, mütevazi olan manasında. Ama halk; Dünya lezzetini hissetmesin ve nefsi dünyevi taamlara meyletmesin diye, bu büyük veli tatlıyı tuzluya karıştırarak yediği ve bu yemeklerde bir bulamaç halinde haşıl'a benzediği için, onu böyle anıyor olacaktı.

Yıllar sonra tanıdığım, büyük velinin torunları olan Sadrettin ve Hayrettin Haşıloğulları; bu mümtaz insanın ne derece önemli ve güzel bir kimse olduğunu teyid ettirdi yüreğime.

Tarihçeyi Nusret'de Haşiizade Ali Efendinin hayatı şöyle naklediliyor:

Ülemanın büyüklerinden Hacı Hüseyin Efendi'nin oğludur. Dervişlik yolunu tutarak nefsi ile mücahadeye koyulmuş, bir meczub-u ilahi idi. İbrahim Hakkı ahfadından Şakir Efendiye münibdi (bağlıydı).

Şeyhine olan kemal-i rabıtasından 'fani fişşeyh' olmuştu. Şeyhi ile oturur, şeyhi ile bakar, şeyhi ile söylerdi. Kendileri veys-üt-tarik ve mazhar-ı ism-i celal idi. İlahi aşkın hararetiyle bütün vücudu yanmışdı. 40 sene belinde zincir, hırkası altında kıldan mamul bir kamis telbis ederdi (giyerdi). Marifetname'yi yanında taşır, ziyaretine gelenlere okuttururdu.

Sokakta geçerken başına bir havlu örtünürdü. Büyük ihtimalle bunu kendisini Tan'a (küçük ve mütevazi) göstermeye vesile etmişti. Yanına gelen olursa derhal onun haline inerek güya muhatabının halini söyler gibi nefsi emmare ve levvame'nin afetinden bahseder, bir tarik-i hekimane ile doğru yola davet ederdi. Meşrebi aliyelerine vakıf olmayanlar, söylediği şeylerden bir mana-yı mefhum istimbat edemezlerdi. Sırrına vakıf ve agah olanlar ne demek istediğini anlar, bütün söylediklerinde bir işaret, bir beşaret-i zevk ederlerdi. Keramet-i keşfiyesi lâ tahsadır. Dünya harbinin olacağını 20 sene evvel mezidanından olan bir zata haber vermiş, vefatından sonra o zat da bizlere söylemişti.

Kaynak: Erzurum Gazetesi / İbrahim Aydemir

Görsel Kaynak: Nihat Kılıçoğulları

Yorum Yazın