Dirilen Evliyaullah Ve Habib Baba

Gürcü Kapı Camii'nin imamı bir gün sabah namazım kıldırmak için camiye geldiğinde, giysileri eski püskü, biraz da pasaklı bir adamın cami avlusunda...

Dirilen Evliyaullah Ve Habib Baba

Gürcü Kapı Camii'nin imamı bir gün sabah namazım kıldırmak için camiye geldiğinde, giysileri eski püskü, biraz da pasaklı bir adamın cami avlusunda ölmüş olduğunu görür.


Hoca Efendi be adam ölecek başka yer bulamadın mı diye içinden geçirir. Hani derler ya fakirin ölüşü de soğuktur.

İmam Efendiye de cemaate de eziyet olacaktır. Caminin cemaati Allah Rızasını düşünerek aralarında para toplar, defin için gerekli cenaze harcını hazırlarlar. Hoca efendi cenazeyi yıkarken, el ayak tırnaklarının da uzun olduğunu görünce "ne musibet, ne pis adamsın" diyerek içinden söylenir durur. Tam kefenleyeceği sırada ölü dirilip, teneşirde oturunca Hoca irkilir, cenaze üstüne üstüne konuştuğu hocaya dönerek:

Ey Allah'ın kulu! Ben acaba içimi temizleyebildim mi ki sen dışımda temizlik arıyorsun! Ben burada ölmem, gider Bağdat'ta ölürüm. Diye çıkış yaptıktan sonra kalkıp kefeni üzerine sararak koşmaya başlamış.

Bu olay karşısında, cemaat, çarşı pazar, esnaf halk birbirine girmiş. Adam yıldırım gibi koşmakta önüne çıkanı devirmektedir. Caminin imamı bu garip olaydan bir şey anlayamadığı için Habib Baba'nın dergâhına gidip, hadiseyi Habib Baba'ya anlatmış. Habib Baba hocaya hiç bir şey söylemez. Kalkar şehrin mezarlıklarına doğru yürür ve dirilen ölüyü orada bulur. Kendisine has bir üslupla:

- Seni beni Yaradan'ın hakkı için Erzurum'u bana bağışla, diyerek rica da bulunur.

Dirilmiş ölü, bir kabrin mezar taşına yapışarak:

- Habib! Habib! Erzurum'u yıkacağım cevap verir

Habib Baba tekrar teskin etmeye çalışırken o yine hiddetle çıkışmış ve mezar taşını sallayarak:

- Vallahi yıkacaktım Erzurum'u Habib! Senin hatırın için bağışladım! der. O, mezar taşını sallarken Erzurum da zelzele olmağa başlar ve orta şiddette bir zelzele olur.

Yorum Yazın