16 Kasım 2018 Cuma 08:47
0° Parçalı Bulutlu (SAKİN HAVA)
Berber Ustalığından Hocalığa, Muhabbet Adamı Naim HocaErzurum'un Yüzleri

Berber Ustalığından Hocalığa, Muhabbet Adamı Naim Hoca

13 Ekim 2018 22:07

Halk Adamı, Din Adamı, Millet Adamı Naim Hoca

Erzurum denildiğinde tarihi eserleri, kültürü, folkloru, önemli şahsiyetleri akla gelir. Bu önemli kişiliklerden biri de Naim Hoca'dır

Naim Hoca, gençliğinden itibaren gerek arkadaşları arasında, gerek dini vazifesinden dolayı cami cemaati arasında ve gerekse esnaflığından dolayı ticaret erbabı arasında sevilen, sayılan bir şahsiyetti. O, kendisine olan saygısından ve değer vermesinden dolayı başkalarına da saygı duyan ve değer veren, kendisinden büyüklere saygı, küçüklere sevgi duyan, insanları iyiliğe yönel­ten, kötüden ve kötülükten uzaklaştırmaya uğraşan, yerine göre insanları iyilikle ve kırmadan uyaran bir şahsiyetti.

Naim Hocanın böyle bir kişiliğe sahip olmasının temelinde yapmacık tavırlarının bulunmaması, son derecede doğal olma­sı, içindeki duygularını dışına aksettirmesi, kalbinin güzelliğini yüzüne yansıtması sayılabilir. Yapmacık tavırları bulunmayan Naim Hoca, fevkalade tabii hareket ettiği ve konuştuğu için de herkes tarafından sevilirdi.

Mütevaziliğinden dolayı kendisini sık sık tenkit eder ve “benden hoca olmaz, benim hocalığım hocaların olmadığı yer­de olur” derdi. Bir gün Lala Paşa Camii’nde vaaz ederken “Müs­lüman aklın başan sesle, burdan kimler geldi kimler geçti, şimdi Solakzade içeri girse, baksa ki berber Naim Lale (Lala) Paşa kür­süsünden vaaz edir, he eyvah ey; dudular, gumrular, bülbüller getti, gargalara galan dünya” diye kendisinin ilimde üst düzey bir hoca olmadığını söyleyebilecek kadar tevazu sahibiydi. Al­çak gönüllü bir insan olan Naim Hoca, imamlıktan önceki asıl mesleği berberliği hiçbir zaman inkâr etmeyerek sık sık “karga­lara kalan dünya, hele hâle bakın ki asıl hocalar aşağıda oturir, berber Naim kürsüye çıkmış vaaz verir! Berber Naimden hoca olursa, artık gerisini siz düşünün!” şeklinde özeleştiride bulun­maktan geri durmazdı.

Vaaz ederken camide kendisinden daha bilgili olduğunu bil­diği biri varsa, o zaman “ben hoca değilem, hoca orda” derdi.

Yapmacıklı tavırlardan uzak durur, olduğu gibi davranır ve konuşurdu. Bu doğal davranışları, onu sevenlerin sayısını her geçen gün arttırır, dinleyenlerin çoğu ona bağlanır ve sık sık ge­lip onun vaazlarını dinlerlerdi. Devlet yetkilileri de onun bu tabii tavırlarından dolayı ona itibar eder ve görüşlerinden istifade ederlerdi.

Naim Hoca’nın gerek arkadaşları ve dostlarıyla yaptığı gündelik konuşmalarında gerek vaazlarında ve gerekse devlet erkâ­nıyla olan diyaloglarında çekinmeksizin telaffuz ettiği kendine özgü kavram ve söyleyişleri vardı. Bunlardan bazıları ‘ola uşah Allah görir bilir’, ‘digget et Müslüman!’, ‘ellem gullem yoh’, ‘dalgayi değiş!’, ‘benim bir halım var’, ‘ola Müslüman buraya bak , ‘digget et möhterem cemaat’, ‘Allah Allah, eşhedü en la ilahe illallah' ‘Allah her yerde hazır nazırdır’, ‘ahlın başan sesle’, ‘mehebbetim geldi’idi.

Erzurumlu Naim Hoca

Naim Hoca'nın Hayatı

Naim Gölleroğlu’nun ailesi, tarihe 93 Harbi olarak geçen 1877-1878 Osmanlı Rus Harbi sırasında veya sonrasın­da Ahıska taraflarından Kars ve Hasankale yoluyla Erzurum’a gelmişlerdir. Erzurum’un Mehdi Efendi Mahallesi Gümüşgöz sokağına yerleşen bu yoksul ailenin ikinci kuşağı sayılan Sabri Efendi ile Nuşire Hanınım ikinci çocuğu olan Naim, 1925 (rumi 1341) yılında bu mahallede doğdu. Sabri Efendi, geçimini sağ­lamak için evlerin damlarına çekilecek olan toprağı öküz ara­basıyla getirip ev sahiplerine satardı; bu nedenle Arabacı Sabri olarak tanınmıştı.

Ailenin ilk çocuğu olan Salih, okula gitmesine rağmen, ev­lerinin tek geçim kaynağı olan babaları Sabri Efendinin ölü­mü nedeniyle Naim okula gönderilemedi. Dokuz yaşma gelen Naim, ailenin geçimine katkıda bulunabilmesi amacıyla, Tebrizkapı’da berberlik yapan ve mahalleden de komşuları olan Mus­tafa Usta’nın yanına çırak olarak verildi.

Berberde çıraklık yaparak ailesinin geçimine katkı sağlama­ya çalışan ve gençlik merdivenlerini henüz tırmanmaya başla­yan Naim’in hayat çizgisi, 1939 yılında Alvar İmamı Muhammet Lütfi Efendi yi tanımasıyla belki de hayal bile edemeyeceği şekil­de değişmiştir.

Erzurumlu Naim Hoca

Alvarlı Efe Hazretleri'nin Erzurum'a yerleşmesinin ardından ilk saç tıraşını Naim Gölleroğlu yapar

Alvar’da imamlık yaptığı sırada ra­hatsızlığından dolayı sürekli kontrol altında olmak maksadıy­la oradaki görevini bırakıp Erzurum’a yerleşme kararı alan Efe Hazretleri, Mehdi Efendi mahallesinde bir ev kiralayınca, Nuşire Hanım ve çocuklarına komşu olmuştur. Alvarlı Efe Hazretleri bu mahalleye yerleştiği sırada Naim Gölleroğlu, 14 yaşındadır ve berberlik mesleğine gireli de 6 yıl olmuştur. Erzurum ve çev­resinde herkes tarafından tanınıp bilinen, kendisine çok hürmet edilen Alvarlı Efe, yerleştiği mahalledeki ilk saç tıraşını Naim Gölleroğlu’nun çalıştığı berberde bizzat Naim’e yaptırmıştır. Bu tıraş sırasında Alvarlı Efenin gönlü Naim Gölleroğlu’na, onun gönlü de Efe Hazretlerine ısınmıştır. O günden sonra Naim Göl­leroğlu iş saatleri dışında komşuları Alvarlı Efe Hazretlerinin evine gidip ondan feyz almış, hocasının tıraş zamanı geldiğinde de berber malzemelerini yanma alıp tıraşını onun kendi evinde bizzat yapmıştır. Yeni usulle eğitim alamayan Naim Gölleroğlu, eski usulle ilk eğitimini ve bu meyanda dini bilgilerini Alvarlı Efe Hazretlerinden almaya, Kur'an okumayı öğrenmeye başla­mıştır. Naim Gölleroğlu, sempatik tavırları ve zekâsıyla kısa sü­rede Efe Hazretlerinin gönlünü ve takdirini kazanmış, ona say­gıda kusur etmeyerek Efe’nin hayatta olduğu süre içinde hayır duasını almıştır.

Askere giden Naim Gölleroğlu'na Alvarlı Efe Kerameti

Zamanını, bir taraftan berberlik yaparak, bir taraftan da Alvarlı Efenin iki küçük odadan ibaret evindeki sohbet ve zikir­lerini dinleyerek değerlendiren Naim Gölleroğlu, askerlik vakti geldiğinde maddi sıkıntıdan dolayı ailesinin nasıl geçineceğine dair düşüncelere dalmışsa da “rızkı veren Allah’tır” düsturunun gereğini yerine getirerek askerliğe başlamıştır. Naim Gölleroğ­lu, 1944-47 yılları arasında önce üç aylık acemiliğini, sonra Alvarlı Efe'nin de girişimleriyle usta askerliğini Erzurum’da, daha sonraları Silah Fabrikası olarak da isimlendirilen Ağır Bakım’da Harp Sanayii askeri olarak yapmıştır. Üstelik o günkü şartlar­da, bu Harp Sanayii askerliğinden dolayı askeriyeden oldukça iyi bir maaş almaya başlayınca yüzü gülmüş ve sıkıntılar içinde bulunan ailesinin geçimine daha fazla katkıda bulunmuştur.

Bir gönül adamı olan Alvarlı Efe Hazretlerinden aldığı feyzle Naim Gölleroğlu da gönül ehli olma yolunda ilk adımları bu fabrikadaki makinaların seslerinden çıkardığı anlamlarla ortaya koymaya başlamıştır. Makine ve torna kısımlarına gitti­ği zamanlarda oralardaki makinaların çıkardığı sesleri Alvarlı Efe nin dergâhındaki zikirlere benzeterek makinaların seslerine “Ya Allah, Ya Allah, Ya Allah...” şeklinde eşlik eden Naim Gölle­roğlu, bu hususta kendisine soru soranlara, âlemde sadece canlı varlıkların değil, cansız varlıkların bile kendi lisanlarıyla Allah’ı zikrettiklerini söylermiş. 

Okuma ve öğrenmeye çok meraklı olan Naim Usta

Askerlik sonrası kendine ait berber dükkanı açan, okuma ve öğrenmeye çok meraklı olan Naim Usta, kendi­ne ait bir dükkânı olunca, berber dükkânında da bu konuda bir şeyler yapmayı kafasına koymuştur. Öncelikli hedefi, okumayı öğrendiği Kur'an'ı ilerletip daha iyi okumakmış. Nitekim dük­kânda müşteri olmadığı kısa anlarda bir gazetenin arasına, ko­pardığı Kur'an yapraklarından koyup onları okumaya çalışırmış.

Yeni harflerden oluşan Türk alfabesini ise okula gitmediği için, kendi başına öğrenmeye çalışıyormuş. Okumayı tam sökemediğinden dolayı da bazen gazeteyi ters tutarak arasına Kur’an say­falarını koyduğu oluyormuş. Bu yüzden dükkâna gelen okuma yazma bilenler ‘Yav Naim Usta, gazeteyi ters tutmuşsun!’ diye uyarırlarmış. Naim Usta’nın böyle yapmasının nedeni, o yıllar­da yaşanan bazı sıkıntılardan dolayı herkesin istediği gibi dini eğitim alamamasıymış. Kendi okumasını ilerletmek için; müşterisi bulunmadığı zamanlarda sık sık dükkânım terk edip, Bakırcı Camiine ve Taş Cami’ye giderek buraların hocalarından dersler almıştır. Hatta daha iyi çalışabilmek için bazı geceler bu camilerin medreselerinde sa­bahladığı da olmuştur.

Diğer taraftan Naim Usta, yeni yazıyı öğrenme konusunda yavaş yavaş ilerlemeler göstermeye başlamıştır. Eskiler derler­di İd ‘Kur’an okumayı bilenler, yeni alfabeyi de çabuk öğrenip okurlar’. Bu nedenle Naim Usta, Kur’an okumayı geliştirirken yeni Türk alfabesiyle okuma ve yazmayı da az çok öğrenmiştir.

Naim Usta, kendini, berberlikten çok Kur'an okumaya ve dini konuları öğrenmeye adamıştır

Berber Naim Usta, bütün,bu işleri gönüllü bir şekilde yapar­ken, Alvar İmamı’nı asla terk etmemiş, evine gidip onun hizme­tinde bulunmaya, zikirlerine katılmaya ve onun gazellerini daire çalarak söylemeye devam etmiştir. Diğer taraftan Erzurum’un tanınmış hafızlarından Tabur İmamı Hasan Efendi’nin Kur’an derslerini de dinlemeye gidip, okumasını düzeltme ve geliştirmeyi de ihmal etmiyormuş. Tabur İmamı Haşan Hoca, ‘Yav sen doğru dürüst okuması bile olmayan bi­risin. Diğerleri okumaları ileri olan hafız gençler, senin ne işin var burada; ben hasta bir adamım seninle uğraşamam' demesine rağmen Naim Usta, ‘Hocam sen beni kovalasan da gitmeyece­ğim* der ve Hasan Hoca'nın derslerine katılmaya devam eder­miş. Anlaşılan o ki Naim Usta, kendini, berberlikten çok Kur'an okumaya ve dini konuları öğrenmeye adamıştır.

Yine o yılların Erzurum*unda herkesin saygı ve sevgisini ka­zanmış din âlimlerinden olan Sakıp Danışman'ın derslerine ka­tılma imkânı da bulmuştur. Ancak hemen belirtelim ki zamanın Erzurum Müftüsü Sadık Solakzade'den ders almamıştır. Çünkü Sakıp Solakzade, çok üst düzeyde ders anlatan bir müderrismiş ve Naim Ustanın donanımı bu dersler için yeterli değilmiş. Eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmazla da medresede birlikte dersler almışlar. Arkadaşlıkları ta o yıllara dayalıymış.

İmamlık sınavını kazanan Naim Usta Şeyhler Camii’ne imam tayin edilir

Arapça ve fıkıh gibi ders­ler öğrenen Naim Usta, 1950 yılında zamanın Erzurum Müftü­sü Sadık Efendi (Solakzade) tarafından açılan imamlık sınavına, yine Alvarlı Efe Hazretleri'nin teşvikiyle müracaat etmiştir. Bu­nun için önce, dışarıdan sınavlar vererek ilkokul diploması al­mıştır. O zamanın Bölge Vaizi Sakıp Danışman tarafından imti­han edilen Naim Gölleroğlu, sınavı kazanarak Şeyhler Camii’ne imam tayin edilmiş, bir taraftan berberlik mesleğini devam etti­rirken, bir taraftan da imamlık yapmaya başlamıştır. Tabii Naim Gölleroğlu’nun bu sınavı kazanmasında, o yıllarda dini eğitim alan kişilerin az sayıda olmasının ve Kur’an okumayı bilenlerin imam olmak için yeterli ehliyete sahip olduklarının kabul edil­mesinin önemli bir etkisi olduğunu da söylemek mümkündür.

Naim Gölleroğlu imam olur olmaz, çıraklarını ve mahal­lesindeki kadınları alıp, uzun zamandır atıl vaziyette bulunan Şeyhler Camii’ne getirerek burayı temizletmiş ve imamlığa bu tertemiz camide başlamıştır.

Evliliği ve çocukları

Aynı yıl Alvarlı Efe Hazretlerinin müzaheretiyle Hatice Ha­nımla evlenen Naim Hoca, annesi ve evli olan ağabeyisiyle aynı evde oturmaya devam etmişlerdir. Evdeki nüfus sayısı da artınca Salih ve Naim Gölleroğlu kardeşler yine aynı mahallede Gümüşgöz sokakta yeni bir ev yaptırmanın peşine düşmüşlerdir. Sıkın­tılar içinde yaptırdıkları bu evde, anne ve iki evli oğlu, bir süre daha bir arada yaşamaya devam etmişlerdir. Naim Hoca’nın bu evlilikten Kudretullah adını verdiği oğlu, sonra da sırasıyla Mü­nevver, Risalet, Mukaddes, Müberra ve Asiye adlarını verdikleri beş kızı olmuştur.

Naim ustadan Naim Hoca'ya...

Berberlikle imamlığı birlikte sürdüren Naim Ustaya bundan sonra halk tarafından ömrü boyunca taşıyacağı ‘Hoca’ sıfatı ve­rilmiş ve kendisine ‘Naim Hoca’ denilmeye başlanmıştır. Naim Hoca, müşteri tıraş ederken namaz vakti gediğinde müşterisi­ne ‘Müslüman otur, ahan gelirern diyerek dükkândan ayrılıp camiye gider ve namazını kıldırdıktan sonra tekrar dükkânına dönermiş. Ama aradan da epeyce bir zaman geçtiği için sandal­yede bekleyen müşterinin tıraşını kalfa ya da çırakları tamam­larmış. Bu durumla sıkça karşılaşan çıraklar, kısa sürede berber­liği öğrenirlermiş.

Naim Hoca, Erzurum Müftüsü nün muvafakatiyle ders okut­maya da başlamıştır. Naim Hocadan ders okuyanlar arasında şehrin tanınmış simaları, çok sayıda subay ve esnaf bulunmaktaymış. Dini konularda belli bir aşama kaydeden ve kendi çapında git gide daha iyi bir duruma gelen Naim Hoca, her fırsatta çok sevdiği, kendisine çok şey borçlu olduğu hocası Alvarlı Efe Haz­retlerini ziyarete gitmiş, zikirlerine devam etmiş, buraya gelen köylü ve şehirli herkes tarafından tanınır hale de gelmiştir. Efe Hazretleri 1956 tarihinde Hakka yürürken, Naim Hoca, maddi manevi her şeyini borçlu olduğu hocasının vefa­tıyla adeta bir kez daha yetim kalmıştır. Sürüp giden hayatın bir gereği olarak berberlik ve imamlı­ğa devam eden Naim Hoca, ders okutmaya ara vermemiş ve bu arada Müftülüğün muvafakatiyle vaazlar vermeye de başlamış­tır. 

27 Mayıs 1960 tarihinde yapılan askeri darbesi ve zor günler

Bu zor günlerde Erzurum’dan pek çok kişi Sivas’a sürülmüş ve tutukluluklarını orada geçirmişlerdir. Naim Hoca, Sivas’a sü­rülmemiştir ama kısa süreliğine de olsa imamlıktan uzaklaştırıl­mış, görevine dönünceye kadar bir süre maaş alamamış, maddi sıkıntı içine düştüğü için inşaatta çalıştığı günler bile olmuştur. Ama o sırada kendisine Demokrat Parti’nin Erzurum İl Başkanı Talip Yargılı'nın oğlu Muttalip Yargılı’nın eli uzanmıştır. Talip Yargılının Taşmağazalar semtindeki mağazasında hem giyim eşyası satlır hem de sarraflık yapılırmış. Naim Hoca’yla Muttalip Yargılı da, Alvarlı Efe’nin evindeki zikirlerden tanışıyorlarmış ve oldukça da samimiymişler. Yıllardır berberlikle uğraşan Naim Hoca, bu işten doğru dürüst para kazanamamış­tı. Muttalip Bey, Naim Hocaya, sarraf dükkânında çalışmasını teklif edince berberliği bırakıp onlarm dükkânında çalışmaya başlamış ve burada sarraflığı öğrenmiştir. Aslında Naim Hoca, Talip Bey’in izniyle Muttalip Yargılı’nın sarraf dükkânında özel­likle çalıştırılıyordu. Çünkü Naim Gölleroğlu, dinibütün, sami­mi bir hocaydı. Çoğunlukla köylerden gelenler, özellikle Naim Hoca’nın yanına gidip geliyorlardı. Böylece Yargılıların iş hac­mi daha da artmıştır. Ama burada çalışmak, Naim Hoca’nın da işine gelmiştir. O, bu dükkânda hem sarraflığı öğrenmiş, hem de çevre köylerden gelenlerden başka şehirli bir çevre de edin­meye başlamıştır; bu da ilerde kendi sarraf dükkânını açtığında müşterilerinin hazır olması anlamına gelmektedir. Naim Hoca, Yargılı ailesinin sarraf dükkânında çalışırken, bir taraftan da imamlığa devam etmiştir.

1960 yılların başlarında uzun bir süre Yar­gılıların yanında çalışarak sarraflığı öğrenen Naim Hoca, ara­dan bir zaman geçtikten sonra, Talip Yargılı ile oğlu Muttalip Yargılı'nın desteğiyle Hacılar Hanı’nın hemen yanında bulunan küçük bir dükkânı kiralayıp sarraflığa başlamıştır. Durum normalleşmeye, ihtilalin zor günleri geride kalmaya başlayınca imamlık görevine tekrar dönmüş ve nasıl ki hem berberlik hem de imamlığı bir arada yürütüyor idiyse, buradan itibaren hem sarraflık hem de imamlığı bir arada devam ettir­miştir.

Kendine özgü tavırlarıyla Naim Hoca vaazları...

Naim Hoca, Şeyhler Camii’nde verdiği vaazlardaki kendine özgü tavrı, nüktedanlığı ve olaylara hoşgörülü yaklaşı­mıyla şehirde tanınmaya ve vaazları giderek halk arasında söy­lenti şeklinde anlatılmaya da başlamıştır. İşte bu tanınmışlıktan ötürü 1970’li yıllardan itibaren Erzurum’a atanan valiler de za­man zaman Cuma namazlarına Şeyhler Camii’ne gelmişlerdir.

Naim Hoca emekli olduktan sonra, başta Zeynel Camii ol­mak üzere muhtelif camilerde vaazlar vermeye devam etmiştir. 1997 yılında eşini kaybettikten sonra, küçüklüğünden itibaren onun sadık dostu sigaranın ihanetiyle kendisi de hastalanmış ve sık sık Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi’nde kardiyoloji ve göğüs servislerinde yatarak tedavi görmüştür. Bu hastalıkla­rı sırasında dostları onu yalnız bırakmadıkları gibi o da sevdiği dostu sigarayı ölümünden birkaç gün öncesine kadar bırakamamıştır. Tedavi sürecinde bile sigaradan vazgeçememiş, yapılan tedaviler yeterince faydalı olamamış ve 1999 yılı Ekim ayının 13’ünde akciğer kanserine yenik düşerek 74 yaşında bu dünyaya veda etmiştir.

Bir muhabbet adamı Naim Hoca'nın vefatı

Vefat ettiği gün, Nahcivan’da bulunan o dönemin Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz, gazetecilere “büyük bir dostumu kaybettim” dedikten sonra Nahcivanda Diyanet İşleri Başkanlığının yaptırdığı Kâzım Karabekir Camiinin temelini 1995 yılında birlikte attıklarını, fakat rahatsızlığı ileri boyutlarda olduğu için açılışa götüremediğini belirterek “Aydın bir din ada­mıydı, dostumdu, ağabeyimdi. Temelini birlikte attığımız cami­nin açıldığı gün ölüm haberini aldım. Çok üzgünüm. Cenaze namazını ben kıldıracağım” beyanatında bulundu ve hemen se­yahat programını iptal edip yurda döndü; ertesi günü Hocanın cenaze namazını kıldırmak üzere Gürcükapı Camii nde hazır bulundu.

Cenaze namazında akıl almaz bir kalabalık vardı. Mehmet Nuri Yılmaz, namazı hüzünlü bir şekilde kıldırdıktan sonra duygularını ifade etmekte güçlük çektiğini belirterek şunları söylemişti: “Aziz dostum Naim Hocayla dostluğumuz çok es­kiye dayanır. Bir can dostumu kaybetmenin çok büyük üzün­tüsü içindeyim. Onun ruh halini benim kadar iyi bilen olamaz. Yüreği açık, sözü açık bir insandı, anlaşılamayacak bir tarafı yoktu. O, insanı görse ‘mehebbetim geldi’ derdi, hayvanı görse ‘mehebbetim’ geldi derdi, taşı görse, su görse yine ‘mehebbetim geldi’ derdi. O, bir muhabbet adamıydı, gönül adamıydı. Sonsuz bir merhamete sahipti. Naim Hoca, zenginliği, makamı, mevkii, ilmi derinliği olmamasına rağmen çok sevilen bir şahsiyetti. O, ‘Hâliki düşünse insan, kullara kurban olur’ derdi. Onun lüga­tinde nefret yoktu; her şeye karşı sonsuz bir muhabbet beslerdi. Kâinata sevgi ile bakardı. ‘Üç zümreye canım kurban’ derdi. ‘Biri asker, biri polis, biri de öğretmen.’ Fakiri çok severdi. İmam iken maaşını alır, fakirlere dağıtırdı. Naim Hoca bir âdem değil, bir âlemdi. Bir tane daha Naim Hoca gösterebilir misiniz? Onun yerini dolduracak kimse yok. Asrın Yunus Emresi ydi, bir gönül adamıydı. Bugün çok üzgünüz, ama neylersin ki İlahi kanun bu. Onu hep güzelliklerle anacağız.” Naim Hocayı bu kadar çok sev­diren, onun herkesin gönlüne hitap etmesiydi ve bundan dolayıonun cenazesi bu kadar kalabalık olmuştu.

Öğle namazında çevre camiler de dolup taşmış, Gürcükapı Camii’nin çevresindeki cadde ve sokaklara hasır ve kilimler serilmişti. Namaz, sokaklarda kılındığı gibi cenaze namazı da yine cadde ve sokaklarda kılındıktan sonra cenazesi Asri Mezarlığa defnedildi.

Kaynak: Atatürk Üniversitesi, Erzurum'un Yüzleri, Prof.Dr. H.Ömer Özden

Kasideciliği ve Hicivleriyle Tanınan Şair Nefi

İlginizi Çekebilir

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.