ŞEHR-İ ERZURUM
Erzurum Kurtuluşu İle 93 Harbini Birbirine Karıştırıyoruz
Rüştü Paşa, Mühürdaroğlu Vasıf Bey, Binbaşı Fazıl Bey, Somunoğlu Ahmet Bey...
Erzurum, Rus ve Ermeni işgalinden nasıl kurtarıldı? Kimler bu kurtuluşta görev aldı? Asker hangi kapılardan şehre girdi? Erzurum hükümet konağına veya kalesine Türk bayrağını çeken kahramanın ismi ne?
...
Zaten Erzurumlular olarak biz bu iki olayı (93 Harbi ve Erzurum'un düşman işgalinden kurtuluşunu) da karıştırmaktayız.
Erzurum'un kurtuluşu derken Nene Hatun, Gazi Ahmet Muhtar Paşa aklımıza gelir. Halkımıza bunu bile daha tam olarak anlatabilmiş değiliz. Çünkü yapılan kurtuluş bayramı törenlerinde
"Bir şimşek çakıyor yine bir şimşek
Çakıyor Erzurum tabyalarından"
diye yine Aziziye tabyalarına vurgu yapar 93 harbine götürürüz insanlarımızı. Bu yanlış veya kasıtlı bilinçlendirme sebebiyle olsa gerek Erzurumlu şunu hiç sorgulamadı: 16 Şubat 1916 günü Erzurum'u acı akıbetiyle baş başa bırakarak kaçanlar kimlerdi? Bu akıbeti daha evvel Erzurumluya duyurarak şehri teşkilatlandırmak mümkün değil mi idi? Aziziye gibi şanlı bir zaferi kazanmış olan Erzurumlu, Ermenilere eli kolu bağlı nasıl teslim edilmişti? Padişah'ın bile Erzurum'un Rusların eline geçtiğinden birkaç ay haberdar olmadığı doğru mudur? O dönemin Harbiye Nazırı Enver Paşa Sarıkamış bozgununa uyguladığı sansürün benzerini Erzurum'un işgaline de mi uygulamıştı? Bu konularda neden hiçbir araştırma yayınlanmaz?
1914-1916 yıllarında Erzurum Valiliği yapan ve bu görevi sırasında Altın Liyakat Muharebe Madalyası ve fahri üsteğmen ve yüzbaşılık ve daha sonra Harbiye Nezareti'nde yapılan bir törenle binbaşı rütbelerini takan İttihat ve Terakki'nin Selanikli valisi hangi hizmetlerine karşılık bu iltifatlara mazhar olmuştur? Erzurum'u Rus-Ermeni zulmüne terk edip gitmesi karşılığında mı ve hangi yüzle 1927'de Erzurum milletvekili olarak Erzurum'u temsil etmiştir?
12 Mart 1918 Günü Erzurum'u kurtaran komuta kademesinde, Kazım Karabekir'in yanında çok sayıda Erzurum evladı var. Ne yazık ki onlardan pek azını tanıyoruz.
Rüştü Paşa, Mühürdaroğlu Vasıf Bey, Binbaşı Fazıl Bey, Somunoğlu Ahmet Bey... Sivil milisler arasında isimlerini sayabileceğimiz Alvarlı Muhammed Lütfi (Efe Hz.), Kırbaşzade Fevzi gibi isimlere ekleyebileceğimiz kaç ismi daha telaffuz edebiliyoruz?
Şehrin kurtarılmasında önemli rolleri olan ve İstanbul kapıdan, Harput kapıdan şehre giren Türk birliklerine kumanda eden kişileri anmak ve hatırlamak yerine hala daha önce ki savaşlarda kahramanlıklar gösteren kişilerin isimlerini anıyoruz.
Şehrin kurtuluşunda simge isimlerden Rüşdi Bey (Dadaş Rûşti)
Şehrin kurtuluşunda simge isimlerden olan ve İstanbul kapısında şehre ilk giren komutanlardan Rüşdi Bey (Dadaş Rûşti) ne yazık ki şehri terk edip giden Tahsin bey gibi siyasi iltifata mazhar olmamış, daha sonraki yıllarda adı ismi İzmir suikastına karıştığı için istiklal mahkemelerince yargılanarak idama mahkûm edilmiştir. Bugün değil isminin anılması Erzurum'un kurtarılması ile adının verildiği okulun ismi bile değiştirilmiştir.
Yine gariptir ki Erzurum'un kurtarılması esnasında Harput kapısından Dersim birlikleriyle beraber Erzurum'a giren Halit Bey (Deli Halit Paşa) da unuttuğumuz isimlerden biridir. Halit (Karsıalan) Paşa'da daha sonraki yıllarda siyasi bir cinayete kurban giderek Türkiye Büyük Millet Meclisinde sırtından vurularak öldürülmüştü.
Harput Kapı yok edilmiştir. İstanbul kapı yol çalışmaları nedeniyle tahrip edilmiş ve kaderine terk'edilmiştir. Şehrin kurtarılması esnasında Ermenilerin mevzilendiği ve askerimizin top ateşine tuttuğu Kiremitlik Tabya Halit Bey tarafından ele geçirildiği günden beri yalnızlığa mahkûm olmuştur. Neden bu şehir, bu tepeye bir kurtuluş anıtı düşünmez ve Aziziye tabyalarındaki bayrağa nazire edecek bir bayrak direği dikmez, o günlerin anısını yaşatmazlar? 2011 Kış Olimpiyatları için yapılacak kulelerin doğu tarafına, tabyaların giriş kapısının önüne Erzurum'da yapılan Ermeni mezalimini anlatan bir anıtın yapılması niçin kimsenin aklıma gelmez? Ermeni mezalimini dünyaya anlatmak için bundan daha güzel fırsat olabilir mi?
Erzurumlulardan yaşı elli civarında olanlar çok iyi hatırlayacaklardırlar ki "Kurtuluş Bayramları" bugün Bölge İdare Mahkemesi olarak kullanılan eski vilayet binasının önünde yapılırdı. Şehrin "Harput Kapı" (Bugünkü İmam Hatip lisesinin biraz üst kısmında bulunuyordu. Şimdi yerinde lojmanlar" var) yönünden ve "İstanbul Kapı" yönünden askerin şehre girişi canlandırılırdı. O dönemin kıyafetlerini giyinmiş askerler başlarında komutanları Cumhuriyet Caddesinden ye Mumcu Caddesinden ilerler, ara sıra durur, komutanlarının işaretiyle çöker, tekrar kalkar kurusıkı ateş ederek ilerleyerek hükümet binasının önündeki tören alanına adım adım ilerlerdi. Diğer taraftan sivil halktan oluşturulmuş atlı milis kuvvetleri de ellerinde silahlan ve kılıçlarıyla meydana girer hükümet binasına bayrak çekilirdi.
Erzurum 1934'te Kurtuluş bayramını Aziziye tabyalarında kutlamıştı.
93 harbinin gazileri o günün heyecanı ile tabyalara toplanmış, o günleri yaşarcasına çarpışmaları dramatize etmişlerdi. İnsan düşünmeden edemiyor. Neden kurtuluş bayramları "Kiremitlik Tabya"da, "Aziziye Tabyaları"nda canlandırılmaz?
12 Mart günlerinde bütün kamu kurum ve kuruluşlarının, üniversitemizin, özel şirketlerin servisleri, otobüsleri bu tarihi mekânlara öğrencilerimizi, Erzurum halkını ücretsiz taşımaz ve bu tarihi mekânlar şenlendirilmez? Bu çok mu zordur? Zor değil ama yorucudur. Rahat bozucudur. İki konuşma, iki şiir, bir bölük askerin, birkaç okulun resmigeçidi ile olayın geçiştirilmesi daha kolay gelmektedir.
Törenlerden hafızalarımıza nakşedilen en çarpıcı sahnelerden biri muhacirlik olayının kağnılarla canlandırılması idi. Türkülere ağıtlara "kötü yıllar" olarak geçen o sahnelerin canlandırılmasından neden vazgeçilmiştir? Tarih bir milletin şuurudur, belleğidir. Geçmişin ruhumuzdan silinmek istenmesinin amacı nedir? Neden üniversitelerde, ortaöğretimde okuyan ve Türkiye'nin geleceğini teslim edeceğimiz genç kuşaklar tarihlerine, bayramlarına, kurtuluş günlerinin heyecanına, bu vatanın kolay kazanılmadığının bilincine kavuşturulmak istenmez?
Bu topraklardan eskiden göçler yaşanmıştı.
Göç göç oldu, göçler yola dizildi
Uyku geldi, ela gözler süzüldü
Şimdi bildim, elim yurttan üzüldü
Ağam nerden aşar, yolu yaylanın?
diye ağıtlar yakılmış, "Muhacirlik" olarak tarihlere geçen o "kötü seneler" den ve günlerden sonra topraklarını sevenlerin birçoğu tekrar yurtlarına dönmüşlerdi. Dönerken de yine dillerinde,
Bir sandığım vardı sırmadan telden,
Bir çift yavrum vardı tomurcuk gülden
Nasıl ayrılayım bu tatlı elden?
Seneler seneler kötü seneler,
Gide de gelmeye kötü seneler...
türküleri vardı.
Kaynak: Erzurum Bir İpek Yolu Şehri, Muzaffer Taşyürek, Erzurum'un Kurtuluş Günü, s.45
{{item.IsimSoyisim==' '?"Kayıtsız Kullanıcı":item.IsimSoyisim}}
{{tariheCevir(item.KayitTarihi)}}{{item.YorumMetni}}