İlk Oruç, Tapa, Teravih Muziplikleri, Zöhür... Erzurum Ramazanlarında Çocukluk!

Erzurum Ramazanlarında çocukların ayrı bir yeri ve önemi vardır.

İlk Oruç, Tapa, Teravih Muziplikleri, Zöhür... Erzurum Ramazanlarında Çocukluk!


11 Ayın Sultanı ve Çocuklar!
 

Erzurum Ramazanlarında çocukların ayrı bir yeri ve öne­mi vardır.
 

Oruca alıştırılma sürecinden ilk oruca ve oruçta de­vamlılığı yakalamaya kadar her ailede çocuklann orucu adeta bir törendir. Şimdi bu törensel boyuta geçmeden önce çocuğun eğitiminden kısaca bahsedeceğiz...

Çocuklann her türlü eğitimlerinde ailenin önemi büyüktür. Çocuk nasıl bir aile ortamında büyür ve ne tür uygulamalara tanık olursa, ileriki hayatını da büyük ölçüde bu ilk eğitimine göre şekillendirir. Bu konuda sevgili Peygamberimiz "Her ço­cuk fıtrat üzere (eğitilebilir, öğretilebilir, inanabilir vaziyette) yaratılır; sonradan anası babası onu Musevi, Hıristiyan, Mecusi veya Müslüman yapar" buyurarak çocuğun bulunduğu kültürel yapıya ve aile içindeki eğitiminin önemine dikkat çekmiştir. Çocuk nasıl bir ailenin evladı olarak doğmuşsa, sonraki ha­yatı da yine ailenin tutumuna göre şekillenir.

İşte bu gerçekten hareket eden Türk eğitim sisteminde ai­leler. daha çocuklannın doğumunda isim verirlerken bebeğin kulağına okunan ezan sesi, onun hafızasının derinliklerinde yer bulur ve onun dini eğitimindeki ilk adım böylece atılmış olur. Dedesiyle, ninesiyle, babası, anası, amcası, halası, dayısı, tey­zesiyle bir bütünlük arz eden Türk ailesinin her bireyi, dünyaya gelen çocuğa, küçüklüğünden itibaren milli ve manevi değerle­rin önemini anlatır, dinimizin emirlerini nasıl yerine getirecekle­rini uygulamak olarak öğretirler.

Erzurum'da doğan çocuklar, dört yaşından itibaren oruç tutmak isterler...

Anne ve babası 'sen daha çok küçüksün, oruç tutamazsın demek yerine, onun gönlünü kırmadan 'tamam, küçükler için de tekne orucu vardır sen bu oruçtan tut' diyerek ona acıktığı zaman günün istediği vaktinde istediğini yiyebile­ceğini, tekne orucunun böyle tutulduğunu belirtirler ve küçük çocuk, ilk kez oruç tutmanın zevkini tatmış olur.

"Oruç musun, horoz musun"

Tekne orucu tutan çocuklar, sokakta arkadaşlarının arası­na gittiğinde tam gün oruç tutanların birazcık eğlence kaynağı olurlardı. Oruçlu çocuklar, tekne orucu tutanlara, "oruç yiyen, horoz yiyen, bin deveyi birden yiyen" şeklinde söylenen bir te­kerleme ile takılırlardı. Tekne orucu mu yoksa tam gün orucu mu tuttuğu bilinmeyen çocuklara ise büyükler veya yaşıtlan, "oruç musun, horoz musun" diye sorarak takılırlardı. Çocuk­lar da horoz denilmesin diye oruçlu olduklannı göğüslerini gere gere söylerlerdi. Oruçlu olmakla horoz olmak terimleri acaba kafiyeli olsun diye mi bir araya getirilirdi, yoksa horozun daima bir şeyler gagalamasının bir çağrıştırması mı olduğunu anlaya­mazdım, ama hoş zaman geçirmelere neden olan güzelliklerdi bunlar. Şimdilerde çocuklar bu tarz muhabbetler yapıyorlar mı doğrusu onu da bilmiyorum.

İlk tam gün orucunda çocuk, çok özel bir gün geçirir­di...

Oruçlu çocuk, karnı acıkmaya başlayınca annesi veya ba­bası veya büyük aile ise dedesi veya amcası yahut ağabeyisi tarafından çocuk parkına götürülür, o zamanlann oyuncakları olan kaydıraktan kayar, salıncakta sallanır, tahterevalliye biner, böylece hoş bir vakit geçirirdi. Açlık iyice kendini hissettirmeye başlaymca çarşıya götürülerek çeşitli iftarlıklar alınırdı. O sıra­da tanıdık bildikten rastlayanlar da ilk orucunu tutan çocuğu taltif edip övgülü sözlerle gönlünü okşadıktan sonra ne istediğini sorarak iftarlık hediyeler alırlardı.

İlk orucumu iyi hatırlıyorum. İlk tam gün oruç tutmam, o yıllarda kış aylannda tutulan son Ramazan ayma denk düş­müştü ve günler kısaydı. Babam, memur olduğu için hafta sonu tuttuğum o ilk oruçlu günümde beni camiye götürmüş, birlikte namaz kılmıştık. Namaz sonrasında okunan hatımi birlikte din­lemiştik. Camiden çıktıktan sonra babam ve tanıdığı arkadaşlan bana iftarlıklar almıştı. O zamanlar Erzurum'da belediye oto­büsü sayısı fevkalade azdı, çünkü mesafeler çok uzak değildi. İkindi sonrası bir otobüs gezisi bile yapmıştık. Eve geldiğimizde ilk orucumdan dolayı olağanüstü hazırlıklar olduğunu görmüş ve bundan dolayı şımarmaktan kendimi alamamıştım.

İlk orucunu tutan çocuğun iftarı açarkenki ilk lokmasını elinden aşırılması...

Biraz da o vakitler tek çocuk olmanın verdiği saltanatla kucaklarına almalar, sırtlarında taşımalar, komşulardan iftarlık ge­tirenler, neler neler. Anlatmak uzun sürer. Top atılmadan önce sofrada yerlerimizi alıp beklemeye koyulmuştuk. Sofraya erken­den oturmanın faziletim de o zaman öğrenmiştim. Annem, iftar öncesi yapılan duaların, hele çocuklann duasının mutlaka kabul edildiğini söylemişti. Topun atılmasını beklerken hepimizin el­leri semaya doğru açıldı, dudaklarımız belli belirsiz kıpırdamaya başladı. Herkes kabul edilmesini umduğu dualarını içinden ve samimiyetle okudu. Tam o sırada top atıldı. İlk lokmamı ağzı­ma götüreceğim sırada elimdeki lokmanın bir anda uçup gittiği­ni, şaşkınlık içerisinde bakınırken evdeki herkesin gülüştüğünü görmüştüm. Meğerse ilk orucunu tutan çocuğun iftarı açarkenki ilk lokmasını elinden almak hoş bir şakaymış. Benim lokmamı kim elimden almıştı bilmiyorum ama ardından bütün iftarlıklar önüme dizilmiş ve unutamadığım bir ilk iftar yaşamıştım. Sonra ben de büyüdüm, evlenip çoluk çocuğa karıştım ve ben de iftar öncesinde özellikle çocukların duasının kabul edileceğini kendi çocuklanma öğrettim, ilk lokmalarını aşırdım.

Mahalledeki çocuklar çoğunlukla mahfilde yığılıp teravih namazlarını orada kılarlardı. Hatta namaz kılmak ne kelime, birbirlerine tuzaklar kurarlardı...

Çocuklar, iftar sonrasında babalarma ''baba ne olur beni de teravihe götür" veya "beni de camiye götür" diye askıntı olurlar. Ara sıra babalar da çocuklarım alışması için camiye götürürler. Camiye giden çocuklar, teravihi babalarının yanında kıldıkları için babaları onları kontrol altında tutarlardı. Ama 33 rekat bo­yunca çocuğun bir yerde durması mümkün mü? Zaman zaman geriye geriye doğru hareketlenmeleri olursa da babalarından çekindikleri için fazla bir azgınlık yapamazlardı. Ama teravihe, babalanndan ayrı giden çoculdan zaptetmek mümkün olmazdı. Genellikle çocukların yeri mahfil olduğu için neredeyse bütün çocuklar mahfile kümelenirler ve adeta caminin altını üstüne getirirlerdi. Oradan oraya koşuşmalar, gülüşmeler, birbirlerini itip kakmalar... Kimse de bu azgınlıklanndan dolayı çocukla­nn gönlünü kurnazdı. En azından aşırı tepki verilmezdi. Zaman zaman yaşlılar tek başlarına gelen çocukları uyarırlardı. Çok fazla azgınlık ederlerse müezzin tarafından camiden çıkarılır­lardı. Camiden çıkarılan çocuklar boş durmaz, ayakkabılıktaki ayakkabıların yerlerini değiştirerek namazdan çıkanların epeyce ayakkabı aramalarına, hatta ayakkabılarının çalındığını zanne­derek telaşlanmalarına bakıp gizili gizli gülüşürlerdı. Ertesi gün yine aynı tas aynı hamam devam edip giderdi. Şimdüerde ço­cuklara tahammül azalmış durumda. Camilere çocukların gel­mesinden rahatsız olunur gibi bir hava var. Çocukların birazcık fazla gürültü yaptıklarında hemen sert bir dille uyarıldıklarını, hatta camiden kovulduklarını görüp üzülüyorum. Büyükler, kendi çocukluklarında yaptıklarını ne de çabuk unutuvermişler?

Mahalledeki çocuklar çoğunlukla mahfilde yığılıp namazlarını orada kılarlardı. Hatta namaz kılmak ne kelime, birbirlerine tuzaklar kurarlardı. Birkaç çocuk, aralarında anlaşıp diğer arka­daşlarının arkalarında durur, yatsı namazında ses seda çıkar­mayan muzip çocuklar, teravih başlayınca namaz kılarmış gibi görünüp namazlarını kılan arkadaşları rükuya gittiklerinde top­luca kafalarıyla arkalarına vurup onları yere düşürürlerdi. Onlar düşer düşmez de hemen caminin dışına doğru kaçışırlardı.

Ramazanlarda çocuklar ve gençler, Erzurum daki ifadesiy­le tapa (mantar) patlatmaktan çok hoşlanırlar...

Bizim çocukluk yıllarımızda küçük tapa tabancaları vardı. Ramazan dan bir gün önce bütün mahallelerin bakkalları bol miktarda tapa tabanca­sı ve tapa getirirlerdi. Hemen koşup tapa tabancalarımızı alır ve Ramazan'ın ilk gününden itibaren bol bol patlatırdık. Bazen tabanca yerine demir ya da bakır bir teli yuvarlayıp arasına ta­payı yerleştirip uzaktan bir arkadaşımızın ayaklarına doğru atıp hemen bir köşeye sinerdik. Tapa yere düştüğü anda patlayınca o arkadaşımız irkilir ve kimin attığım ararken bir başkası hemen arkasından bir tane daha atardı ve günün büyük bir bölümünü böyle eğlenerek geçirirdik. Bir de maytaplar ve füzeler vardı. Fitilim ateşleyince havaya yükselip patlayan bu oyuncak füzeler bazen tehlikeye de da­vetiye çıkarırdı.

Eski Ramazanlarda çocuklar ve gençler tapa ve maytaplarla daha ne muziplikler yaparlardı da burada anlatılması sayfalar doldurur.

Ramazanda ilk oruç denemelerinde bulunan çocukların bir başka merakı da sahurdur...

Erzurum'da sahura zöhür denir ve çocuk da önce annesine 'anne ne olur beni de zöhüre kaldır' diye yalvarır. Anneden yüz bulamayınca babasına yanaşır. Ondan da yüz bulamazsa ninesine ve dedesine koşar. Bilir ki onlar, onun her isteğini yerine getirirler. Böylece sahur vaktinde uyandırılan çocuk, sahurun da tadına bakmış olur. Yediklerine bakılarak o gün oruç tutup tutmayacağına karar verildiği için ço­cuk, kendini zorlaya zorlaya bir şeyler yediğini gösterir ki oruç tutmasına izin verilsin. Eğer zar zor yemişse tekne orucuna, ye­meğini iyi yemişse tam gün orucuna karar verilir. Ramazan'ın en zor anları sahurlardır. Tatlı uykuyu bölmek oldukça zordur, ama gelin görün ki çocuklar, bu zorluğa da çabuk alışırlar ve belki de Ramazan'ın en tatlı zamanları sahurlar olur onlar için.

Kaynak: Erzurum, 2013 H. Ömer Özden, Erzurum'da Ramazan

Yorum Yazın