Topluma Kendi Adayan Erzurumlu, Ord. Prf. Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu'nu Tanıyor Muyuz?

Kadı Bir Babanın Oğlu, 1924'lü Yıllarda Erzurum Lisesinde Öğretmenlik Yapan Tortum'lu Fındıkoğlu!

Topluma Kendi Adayan Erzurumlu, Ord. Prf. Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu'nu Tanıyor Muyuz?

1924'lü Yıllarda Erzurum Lisesinde Öğretmenlik Yapan Tortum'lu Fındıkoğlu!

Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu 1901 yılında Erzurum'un Tortum ilçesinin Çamlıyamaç Köyünde doğmuş. Asıl adı Ahmet Halil ve Fındıkoğulları ailesine mensup Halil Fahri Bey'in oğludur. Halil Fahri Bey 1860 yılında Tortum Çamlıyamaç'ta doğmuş ve çeşitli bölgelerde kadılık yapmış ve 1916 yılında dünya hayatına gözlerini yummuş.

Mehmet Eröz (1975:110); Fındıkoğlu'nun baba ve annesini şöyle tanıtır. ""Kadılığı esnasında ahlakı, dürüstlüğü ve dirayeti ile kendini şahilere bile sevdirip saydıran bir hakim baba ile Hz. Peygamber'in türbesi yakınında yatmak arzusu taşıyıp, bu arzuya kavuşan, dini inancı çok yüksek bir ana.""

Annesi Fatma Zehra Hanım 1865 yılında Tortum'un Dikyarlı köyünde doğmuştur. İkinci Dünya Savaşı sırasında hac vazifesini yapmak için gittiği Hicaz'da vefat etmiştir. Hüseyin Avni Göktürk, 1923'lerde Fındıkoğlu ile tanıştığını ve o yıllarda Fındıkoğlu'nun Fatih'te kendi eliyle yaptığı küçücük evinde annesiyle birlikte kaldığını belirtir. Göktürk (1977: 18); Fatma Zehra Hanım'ın dindar bir kadın olduğundan bahsederek şunları aktarır: Bana daima ""Evni(Avni) Bey oğul Ehmed'e (Ahmet'e) söyle de namaz kılsın."" diyerek Ziyaeddin Fahri'nin namaz kılmadığından şikayet ederdi. Zira Fındıkoğlu'nun asıl adı Ahmet Halil idi.

Babasının memuriyeti ve Doğu Anadolu'da o yıllarda savaş ve göç olayları sebebiyle Ziyaeddin Fahri'nin çocukluğu sürekli yer değiştirmeler içinde geçmiştir.


ÖĞRENİMİ

Fındıkoğlu, babasının memuriyeti sebebiyle ilk öğrenimini Erzincan ve Hakkari'de yapmıştır. Malatya İdadisinden sonra Kayseri Sultanisinde başladığı öğrenimine İstanbul Gelenbevi Sultanisinde devam etmiştir. Gelenbevi Lisesinin 10. sınıfında okumakta iken daha büyük yaştaki sınıf arkadaşlarının askere alınması sonucu sınıf mevcudu kendisi gibi iki arkadaşıyla Ziyaeddin Fahri kalmıştır. Okul idaresi üç çocuk için sınıfı eğitim faaliyetine devam edemeyeceği gerekçesiyle sınıfı kapatır. O sıralarda Ziyaeddin Fahri, Posta-Telgraf Mektebinin sınavla öğrenci aldığını öğrenir. Vilayetler için posta müdürü yetiştiren bu okulun sınavlarına girer ve kazanır.

1922 yılında Posta - Telgraf Mektebini bitiren Ziyaeddin Fahri, aynı yıl Galatasaray Postahanesi'nde görev alır. Ayrıca Ziyaeddin Fahri Aynı yıl İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde Felsefe öğrenimine başlar. Geceleri postahanede çalışıp gündüzleri fakülteye devam ederek buradan 1924 yılında mezun olur. (Diploma tarihi: 23 Eylül 1924.)


BULUNDUĞU GÖREVLER
Ziyaeddin Fahri, Edebiyat Fakültesini bitirdikten sonra postahanedeki görevinden ayrılarak Erzurum Lisesi Felsefe Öğretmenliğine atanır (8 Aralık 1924);. Bir süre aynı okulda Fransızca Öğretmenliği de yapan Fındıkoğlu 1925 yılı Ekim ayında Sivas Lisesi Felsefe ve Sosyoloji Öğretmenliğine atanır.

Fındıkoğlu bir yazısında (1959: 9-11); tarihçi Memduh Turgut'tan bahsederek ""Erzurum Lisesi'nde o ders sensinin sonuna doğru vukua gelen bir hareket dolayısıyla Erzurum'dan uzaklaştırıldığımız zaman ben Sivas'a o da Bursa'ya gittik"" diyor. Bu konuyla ilgili dipnotta ise şu kaydı düşmüş: ""Bu hadise hakkında müşahade ve vesikalara müstenit notların neşri faydalı olur. Bu nevi neşriyâtı eski Erzurum Lisesinin talebe hareketlerine nazar etmek lazımdır.

Ziyaeddin Fahri 1926 Eylül'ünden sonra da Ankara Erkek Lisesi ve Ankara Kız Lisesi'nde felsefe, sosyoloji ve edebiyat öğretmenliği yapar. Bu görevini 1929 yılı sonuna kadar sürdürür.

1930 yılı başında doktora yaptırmak üzere yurt dışına gönderilecek bir öğrencinin seçimi için yapılan sınavda başarılı olarak Strasbourg Üniversitesi'ne gönderilir. Türkiye'deki lisans öğrenimi geçersiz sayıldığı için Strasbourg Üniversitesinde ikinci felsefe lisansına başlar ve 1933 yılında bu bölümden mezun olur. Fındıkoğlu, daha sonra 23 Ekim 1933 tarihinde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İçtimaiyât ve Ahlak Doçentliği görevine atanır. Bu göreve kısa bir süre devam ettikten sonra Strasbourg'a dönerek hazırlamakta olduğu doktora tezi üzerine çalışmaya koyulur. Ziya Gökalp üzerine olan doktora tezini 1935 yılında tamamlayan Ziyaeddin Fahri, 1936 yılında doktor ünvanı ile İstanbul Üniversitesi doçentlik görevine döner.

1937 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Sosyoloji ve Komün Bilgisi Doçentliğine atanan Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, bu görevini sürdürürken bir taraftan da Prof. Dr. Gerhard Kessler'in tercüme işleriyle uğraşır. 1941 yılında profesör olan Fındıkoğlu, 1944'te İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Sosyoloji ve sosyal siyaset kürsüsüne geçer. Ayrıca Fındıkoğlu 1947-1949 yılları arasında İktisat Fakültesi Dekanlığı görevinde bulunur. Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu 1958 yılında da ordinaryüslüğe yükseltilir. 6 Haziran 1973 tarihinde emekli oluncaya kadar bulunduğu fakültede kürsü başkanlığını sürdürür.

Ord. Prf. Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu

AİLESİ VE ÇOCUKLARI
Fındıkoğlu'nun eşi Efser Hanım 1913 yılında İzmir'de doğmuştur. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi mezunudur. Efser Hanım, Ziyaeddin Fahri Bey'e daima yardımcı olmuş, ona rahat bir çalışma ortamı hazırlamıştır (Bilgiseven, 1987:14);. Fındıkoğlu'nun Emin (1940); ve Ali Halil (1949); adında iki oğlu; Pınar (1942); adında bir kızı vardır.

HASTALIĞI VE ÖLÜMÜ
Fındıkoğlu ilk ciddi rahatsızlığını 16 Aralık 1971 günü yaşadı. Aşırı yorgunluk nedeniyle geçirdiği kriz sonucu bilimsel çalışmalarına ara vermek zorunda kaldı. Fındıkoğlu, 1974 yılının 15 Kasımı 16 kasıma bağlayan gece vefat etti. 18 Kasım Pazartesi günü kalabalık bir topluluğun katılımıyla gerçekleşen cenaze töreninden sonra Edirne Kapı Şehitliğinde toprağa verildi.


KİŞİLİĞİ VE BİLİM ADAMLIĞI

Çok yönlü bir bilim adamı olan Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu'nun kişiliğini tesbit etmek fevkalade güçtür. Çünkü onu bilimsel çalışmalarından, kurduğu ve yürümesine yar­dımcı olduğu teşkilatların faaliyetlerinden, öğrencilerinden ve kitaplarından ayrı düşünmek mümkün değildir.

O, her şeyden önce mütevazi bir insandır. Kendini hiç bir zaman ön plana çıkarmaz. Pek çok eserin sahibi birçok meselede vukuf sahibi olmasına rağmen kendisinden söz ettirmek istemez. Birinci derecede önemli saydığı ülke kal­kınması ve sağlıklı bir bilim anlayışının yerleşmesi için sarf ettiği çabaları çoğu kez bir yayın organında yahut bir der­nekte değerlendirerek topluma mal etmeye çalışmıştır. Bunu, kurduğu derneklerde resmi görev almadan veya alt ka­demede görev alarak teşkilatı yönlendiren, başka kişi ve ku­rumların da katkısıyla faaliyetlerini ortaya koyan tavrında açık olarak görmekteyiz. Kendini ön planda takdim etmeme davranışının bir tezahürü de müstear isimler konusunda or­taya çıkmaktadır. Çok sayıda müstear isim kullanmış, bazen imzasız yazılar yayımlamıştır. O, kendini topluma adamıştır.

Karşısındaki kişi kim olursa olsun fikirlerine saygı gös­terir, güler yüzle ve hoşgörüyle yaklaşırdı. Özellikle öğ­rencilerine bir baba şefkatiyle yaklaşır, onlara kötü söz söy­lemez, kusurlarını anlayışla karşılardı. Kimsenin kalbini kırmak istemezdi. Öğrencisine değer veren, bildiği her şeyi başkalarına öğretmek isteyen erdemli bir hoca, hasislik ve mesleki kıskançlık bilmeyen bir bilim adamı idi.

Her yaşta ve her türlü insanla rahatça konuşabilen, ba­bacan tavırlı bir kişi idi. Kendinden yardım isteyen herkesin problemiyle ilgilenirdi. Gösterişten uzak bir hayat yaşardı. Çok sade, bol ve rahat giyinirdi.

Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, kendisini ülke kal­kınmasına, Anadolu'nun ve Anadolu insanının prob­lemlerine, bunların da üstünde bilime adamıştı. Çok ça­lışkan bir bilim adamı idi. Doğup büyüdüğü topraklardan kopmayan, ömrünün sonuna kadar bu memleketin sı­kıntılarıyla kafasını yoran Fındıkoğlu'nun bu özelliğini, Cahit Tanyol (1976:11-12); şöyle ifade eder: ""O, toplum sorunlarıyla uğraşan bir bilgin olmaktan çok, toplumcu bir insandı. Toplumcu kav­ramını burada toplum sorunlarına pratik bir katkı anlamında kullanıyorum. Yanlışlığa neden olmaması için ona cemiyetçi demek daha doğru olur.""

Fındıkoğlu, aile çevresinden ve kendi toplumundan al­dığı milli ruh ile batılı bilim anlayışını bir terkip halinde ki­şiliğinde toplamıştı. Düşüncesi, tavırları ve davranışları ile hep bu imajı ortaya koyardı. Cahit Tanyol (1976); bu konuda da şun­ları söyler: ""Fındıkoğlu, kökeni Anadolu'ya bağlı aydınların prototipiydi. Davranışında, yürüyüşünde bir çeşit Anadolu aydını çelebiliği hissedilirdi. Ne batı karşısında ezik, ne de doğu içinde tutsaktı. O, Anadolu aydınının alafrangalaşmış üniversitede bir temsilcisi ve hatta bir tepkisiydi.""

Fındıkoğlu çok yönlü bir bilim adamıdır. Asıl alanı sos­yoloji olmasına rağmen hukuk, tarih, edebiyat tarihi, folklor ve sosyal bilimlerin diğer bütün alanlarıyla ilgilenmiş, araş­tırmalar yapmış, teşkilat çalışmalarının yanı sıra kitap, bro­şür ve makaleler yayımlamıştır. Onomastik ve dil bilimiyle, kooperatifçilikle, basınla ilgili çalışmaları ve görüşleri ayrı birer inceleme konusu olabilecek niteliktedir.

Sosyal realiteye ""bütüncü"" bir tavırla yaklaşmış, top­lumsal sorunları bütün boyutlarıyla inceleyerek olayları top-yekün kavramaya çalışmıştır. Bilimsel çalışmalarında bazen tümdengelim, bazen de tümevarım metodunu kullanmış, fakat hepsinde meseleyi geniş bir çerçevede incelemiştir. A. Kurtkan'ın (1976: 32); ifadesiyle ""O, bütün bir cemiyeti bugünü ve tarihi ile kendi zekâsının projektörü altında tarayabilen, cemiyet denilen derin ve geniş sahaya adeta büyük bir alandaki ku­yulara girer gibi derinlemesine girebilen nadir zekâlardan bi­ridir.

Z. Fahri Fındıkoğlu, sağlam bir bilimsel kişiliğe sahipti. Çok köklü bir bilim anlayışı vardı. Ona göre ilim her şeyden önce bir sabır işidir. Aceleyle ortaya konulan çalışmaların bilimsellikten uzak olduğunu bildirerek bu düşüncesini (Anadolu Mecmuası, 1924: 11); ""hayata bilvasıta müeesir olan ilmin en çok nefret ettiği isti'cal, şarlatanlık; en ziyade sevdiği de sabır, samimiyet, tevazudur"" sözleriyle açıklar. Önüne gelen herhangi bir konuda ciddi araştırma yapmadan yayın faaliyetine girişenleri şiddetle kınayan Fındıkoğlu (1924: 12);, ""her çi bad abad eser neşretme"" nin ""ilme karşı bir ihanetten başka bir şey olmadığını"" belirtir.

Fındıkoğlu, objektifliği bilimsel çalışmanın ilk ve vaz­geçilmez kuralı kabul eder. Ona göre (Meslek, 1925: 17); ""müdekkik, kendi hislerini, ihtiraslarını ve mefkürevi düşüncelerini karıştırmadan, mümkün bir müşahit sıfatıyla"" incelemelerini sürdürmelidir.

Fındıkoğlu, hayatı boyunca politikanın ve bürokratlaşma eğiliminin tamamen dışında kalmıştır. ""Politikanın, hem de günlük politikanın girdiği yerde hayır kalmaz"" sözleriyle belirlediği tavrını ömrünün sonuna kadar sürdürmüştür. Onu yakından tanıyan Cavit Orhan Tütengil, (1976: 27); ""Seçim öncelerinde Fındıkoğlu, milletvekilliği ya da se­natörlük konularında Erzurum kentinin yetkili organlarından adaylık önerileri alırdı. Bu amaçla kendisini ziyaret eden he­yetler de olmuştur. Üniversitedeki çalışmalarını her şeyin üs­tünde tutan Fındıkoğlu, bu içtenlik dolu önerileri nezaketle reddetmesini bilmiştir. Onun için sadece parlamenter olmak değil, bakan olmak bile işten değildi"" diyerek onun gün­lük politikanın ne kadar uzağında olduğunu dikkatlere sunar.


ESERLERİ: 2000'i aşkın eserlerinden bazıları şunlardır: İçtimaiyyat(1958);,Hukuk Sosyolojisi(1958);,Le Play Mektebi ve Prens Sabahattin(1962);, İktisat Sosyolojisi Açısından Sosyalizm(1965);, İçtimaiyyat Dersleri(1971);, Erzurum Şairleri, Ahlak Tarihi, Ziya Gökalp..."

Yorum Yazın