Erzurumlu Şükrü Paşa

1857 yılında Erzurum'da doğan Edirne Müdafii Mehmed Şükrü Paşa...

Erzurumlu Şükrü Paşa

Erzurumlu Şükrü Paşa Kimdir?


Mehmed Şükrü Paşa 1857 - 1916, Balkan Savaşları'nda 3 ay zor koşullar altında Edirne'yi savunmuş ve Edirne Müdafii olarak da anılır.


1857 yılında  Mehmed Şükrü Paşa Erzurum'da doğmuştur. Henüz ilkokul sıralarında iken çalışkanlığı ve kabiliyeti ile dikkati çekmiştir. Fransızca, Almanca ve İngilizce bilmektedir.

Yine genç yaşlarında Matematik dalında kabiliyetli olduğu kanıtlanmıştır. Aynı zamanda Darüşşafaka'da öğretmenlik yapmıştır. Yetiştirdiği gençler arasında Salih Zeki gibi önemli insanların da bulunduğu görülmektedir. Mesleği olan askerlikle ilgili ilmi ve fenni eserler vermiş, seçkin bir komutan olmuştur.

Şükrü Paşa Çanakkale'de görevli iken, Balkan Savaşı'nın çıkması üzerine Edirne müstahkem mevkii komutanlığına getirilmiştir.

Şükrü Paşa

1912'deki Birinci Balkan Harbinde Edirne'yi savunmuş, herkesin takdirini kazanmıştır. 1915 yılında ölen Şükrü Paşa'nın naşı, Müttefik kuvvetler komutanlarının katılmasıyla büyük bir askeri tören düzenlenerek İstanbul'da toprağa verilmiştir.

Edirne Savunması

Balkan savaşı sırasında 1913 yılında Edirne Bulgar ordusu tarafından kuşatıldı.

Osmanlı devletinde siyasi iç çalkantılar sürmekteydi. 23 Ocak 1913 tarihindeki Bab-ı Âli baskınıyla İttihat ve Terakki cemiyeti hükümete tamamen hakim oldu. Hükümet darbesinin sebebi olarak Edirne ve Balkanların kaybedilmesi propaganda edilmişti. Cemiyetin başındaki Enver Paşa Şükrü Paşa'ya biraz daha sabretmesi yakında yardım geleceğini bildirdi. Aylarca Edirne'ye hiçbir yardım gelmedi. Edirne halkı yiyecek bulamayınca önce süpürge saplarındaki tohumları yedi. Daha sonra sokaklardaki kedi köpekler dahi yenildi. Bulgar ordusu Edirne'ye sokulmadı. Hiçbir yardım gelme umudu kalmayan Şükrü Paşa teslim olmak zorunda kaldı. Bulgar Kralı Ferdinand Edirne'ye geldi ve geleneklere göre galip komutan tarafından alınan kılıcını törenle kendisine geri verdi. Paris'te haftalık yayınlanan 13 Nisan 1913 tarihli Le Petit Journal dergisinde bu durum tasvir edilmiş ve resim altına Edirne Müdafî'ne Saygı yazılmıştı. Avrupa'da yayınlanan birçok yayında kendisinden ve yaptığı savunmadan övgüyle söz edilmiştir. Almanya'da askeri başarısı dolayısıyla kendisinin heykelleri dikilmiş, Fransız milleti adına içinde binlerce imza bulunan Altın Kitap ve bir şeref kılıcı takdim edilmiştir.

1913 yılındaki müdafayı gösteren askeri malzemelerle beraber Edirne Kalesi bugün müze olarak korunmaktadır.

Kuşatma başlarında sadece askeri hedeflere ateş açılırken 22 Kasım gününden itibaren şehir merkezi de bombalanmaya başladı. Bu durumda halktan da birçok kişi yaralanıyor, evler yanıyor, şehir yaşanmaz bir hâl alıyordu. Kuşatma uzadıkça eldeki gıda stokları tükenmeye başlamış, salgın hastalıklar hızla artmıştı.

Düşman kuvvetleri bizden aldıkları esirleri Saray içindeki adada topluyorlardı. Hem şehirde hem de bu esir kamplarında tifo, kolera, veba gibi hastalıklar sebebiyle binlerce şehit vermeye başlamıştık. (43); İşte şehir bu sıkıntılar içinde savunulmaya çalışılıyordu. Şükrü Paşa her türlü yokluk ve çaresizliğe rağmen yine de yılmak nedir bilmiyordu. Tabyalar arasında günler ve gecelerce oradan oraya koşturan paşa, bu sırada kaleme aldığı vasiyetinde de vatan savunmasındaki kararlığını harika bir şekilde ifade etmişti.

Şükrü Paşa bu vasiyetinde şöyle diyordu: (321); ""Düşman hatları geçtikten sonra ölürsem kendimi şehit kabul etmem. Beni mezara koymayın. Etimi itler ve kuşlar çeke çeke yesinler. Fakat müdafaa hattımız bozulmadan şehit olursam, kefenim, lifim, sabunum çantamdadır. Beni bu mahalle gömeceksiniz ve gelen nesiller üzerime bir abide dikeceklerdir.""

1912 yılının Ekim ayında başlayan düşman kuşatmasına karşı, 53 bin asker, 480 top ve makineli tüfek ile hem şehri hem de şehirde yaşayan 106 bin kişiyi korumaya çalışan Şükrü Paşa, Mehmetçikleri ile birlikte büyük bir destan yazıyordu. Fakat dönemin hükümetinin yanlış politikaları, cephanenin tükenmesi ve ellerinde gıda adına hiçbir şey kalmaması üzerine Şükrü Paşa teslim olmak zorunda kalmıştır. (35); (301-Selimiye'de top yıkığı)
25 Mart 1913 sabahı askerlerine ait kılıç, tabanca, dürbün, top, tüfek vb. mühimmatın yok edilmesi emrini veren Şükrü Paşa, Arda Nehri üzerindeki demiryolu köprüsünü de yıktırdı. 26 Mart sabahı 8:45'te Hıdırlık Tabyası'nda bulunan Telsiz direğine beyaz bayrak çekilerek savaşın sona erdirildiği bildirildi. Böylece 5.5 ay süren ve tarihe altın harfler ile yazılan muhteşem Edirne Direnişi sona ermiş oldu.

Savunmadan Sonra Şükrü Paşa

Şükrü Paşa, 26 Mart 1913 günü, beyaz bayrak çekmelerinden hemen sonra Edirne'ye giren Bulgar Ordularının kumandanı General İvanof'a kılıcını teslim etmiş, ancak Bulgar Kralı Ferdinant bir gün sonra bu durumu öğrenerek generali azarlamış ve Şükrü Paşa'dan özür dileyerek askeri tören ile kılıcını kendisine iade etmiştir. Şükrü Paşa'nın bu kahraman savunması dünyada yankılar uyandırmıştır.

Hatta Fransa'da Claude Farrere ve Pierre Loti'nin de aralarında bulunduğu yüzlerce Fransız aydınının imzasını taşıyan bir ""Altın Kitap"" hazırlanarak bir kılıç ile birlikte Şükrü Paşa'ya armağan edilmiştir. Altı ay kadar esarette kalan Şükrü Paşa Türkiye sınırına girdiğinde ne yazık ki ülke parti çatışmaları ile kaynamaktadır. Bu nedenle onun başarısı gölgelenmek istenmiş ve ""halk seni linç edecek"" yalanları ile bu değerli paşamız perdeleri inik bir tren vagonu ile Sirkeci Garına, oradan da kapalı bir araba ile Şişli'deki evine gönderilmiştir. Paşamız sonraları İsmail Hami Danişment'e hükümetin bu tavrını şöyle izah edecektir. (46); ""Harbin başında hükümet benden bir aylık mukavemet talep etti. Ben tam yüz elli beş gün mukavemet ettim.

Fakat buna rağmen ittihat ve Terakki hükümeti beni derhal emekliye sevk etti ve menkup (rütbeleri alınmış) olarak yaşattı. Bunun çok acı bir sebebi vardı. Harbin başında henüz Edirne muhasarası başlamadan evvel ittihatçılardan eski Dahiliye Nazırı Talat Bey, gönüllü nefer yazılıp Edirne'ye gelmişti. Maksadı askerlik etmek değil, askeri ifsad etmekti. Birinci derecedeki kumandan paşaların oturdukları binaya yerleşmiş ve tıpkı o paşalar gibi o nefer beye de emir beyler tahsis edilmişti. Askeri harp etmemeye teşvik ediyor ve bilhassa Anadolu efradına, Rumeli'nin kendi vatanları olmadığından bahsediyordu.

O sırada düşman ilerlemekte ve Edirne düşmek üzere idi. Tabi böyle bir fesada tahammül edemezdim. Talat Bey'i çağırttım. Kendisine Bey oğlum diye hitap ederek, yaptığı menfi propagandayı anlattım. Bu hale bir dakika bile tahammül edemeyeceğimi, Edirne'de kaldığı taktirde kendisini maazallah idam ettirmek mecburiyetinde kalacağımı ve böyle bir mecburiyette kalmak istemediğim için, o günkü trenle derhal İstanbul'a hareket etmesini emrettim. İşte benim menkubiyetime bu Talatlar sebep oldu. Onlar ordumuzun bir an evvel mağlup olmasını ve mağlubiyeti yüzünden muhalif hükümetin bir an evvel sükûtunu istiyorlardı. Fakat unuttukları bir şey vardı.

Benim asker olduğumu unutuyorlardı."" Büyük Gazi Şükrü Paşa, Edirne Müdafaası sırasında müzmin bir hastalık olan Siyatik'e yakalanmıştır. Şifa bulmak için Bursa kaplıcalarına gider fakat burada da Zatürre'ye yakalanır ve İstanbul'a döndükten sonra 5 Haziran 1916 da evinde vefat eder. (260); (261); (262); Şükrü Paşa'nın kıymeti ölümünden sonra anlaşılır. Cenazesine Almanya, Avusturya ve Bulgar kıtaları da iştirak eder.

Devletin düzenlediği cenaze töreninde kalabalıklar yollardan taşar. Törenlerde devrin padişahı Mehmet Reşad Han'da bulunmaktadır. Nâşı, Mevlâna Kapı'da, Merkez Efendi Mezarlığındaki mütevazi kabrine defnedilir. Daha sonraki yıllarda Şükrü Paşa'nın vasiyetini yerine getirmek üzere, buradaki nâşı Edirne'de Kıyık Tabya'da hazırlanan anıt mezarına defnedilmiştir. 24 Temmuz 1998 tarihinde nakil merasimi yapılmış ve anıt 27 Temmuz da törenler ile açılmıştır."

Yorum Yazın